Meksika mutfağı denildiğinde pek çok insanın aklına hemen ağır ateşte pişmiş etler, yoğun fasulye püreleri, isli biberler ve yakıcı soslar gelir. Oysa bu kadim gastronomi kültürü, doğanın en narin ve kırılgan armağanlarına da aynı ustalıkla ev sahipliği yapar. Mayıs ayının gelmesiyle birlikte doğa uyanır ve MiaBurrito mutfağında “İki Mutfak, Tek Çatı” felsefemizin belki de en şiirsel, en zarif köprüsü kurulur: Kabak Çiçeği. Meksika’da “Flor de Calabaza” olarak bilinen bu narin sarı-turuncu taç yapraklar, Anadolu’da Ege kıyılarının (ve elbette Fethiye’nin) o efsanevi zeytinyağlı dolmalarına hayat verirken; okyanus ötesinde Oaxaca peyniri ve “Epazote” adı verilen son derece karakteristik, vahşi bir otla birleşerek quesadilla’lara ve hafif bahar çorbalarına dönüşür. İki farklı kıtanın, güneş doğmadan hemen önce toplanması gereken bu narin çiçeğe nasıl yaklaştığını, Epazote otunun o keskin kimyasını ve çiçek yapraklarının ısı karşısındaki hücre duvarı direncini, devasa bir gastronomi merceği altında inceliyoruz.

Güneş Doğmadan Önceki Telaş: Kabak Çiçeğinin Biyolojisi

Herhangi bir şefe kabak çiçeğiyle çalışmanın en zor yanını sorarsanız, size pişirmeyi değil “hasat etmeyi” anlatacaktır. Kabak bitkisi (Cucurbita pepo) hem erkek hem de dişi çiçekler üretir. Meyve verecek olan dişi çiçekler genellikle dalında bırakılırken, mutfaklara girenler uzun saplı erkek çiçeklerdir. Bu çiçeklerin en büyük biyolojik özelliği, güneş ışığına karşı son derece duyarlı olmalarıdır. Çiçekler sabahın erken saatlerinde, henüz üzerlerinde çiğ damlaları varken taç yapraklarını açarlar. Eğer öğle güneşine kalırsanız, çiçekler kapanır, büzüşür ve içlerini doldurmak veya formunu koruyarak sotelemek imkansız hale gelir. Bu yüzden Ege’deki teyzeler ile Meksika pazarındaki (mercado) satıcılar, aynı telaşla sabahın kör karanlığında tarlalara girerler. Çiçeğin içindeki polen kesesinin (stamen) nazikçe koparılması, acılığı önlemek ve o saf, kadifemsi tatlılığı korumak için mutlak bir zorunluluktur.

Ege’nin Zeytinyağlı Dolması: Anadolu’da kabak çiçeği, içindeki boşluğun pirinç, nane, dereotu ve zeytinyağı ile doldurulup ağır ağır, adeta buharda pişirildiği bir “sabır” yemeğidir. Çiçek, içindeki harcın demlenmesi için koruyucu bir organik kılıf görevi görür; asidite ise limonla sağlanır.

Meksika’nın Quesadilla Şovu: Oaxaca bölgesinde “Flor de Calabaza”, peynirle (Quesillo) birlikte mavi mısır tortillasının içine katlanır. Dolma gibi uzun süre kaynatılmaz; yüksek sıcaklıktaki sac (comal) üzerinde peynir eriyene dek çok kısa süre mühürlenir. Çiçek formunu ve dokusunu korur.

Epazote: Karakterin İmzası: Meksika’da bu çiçeğin en ayrılmaz dostu “Epazote” otudur. Nane, kekik ve hafif anason/petrol karışımı keskin bir aroması olan bu ot, kabak çiçeğinin o aşırı narin tatlılığını adeta bıçak gibi keserek yemeğe derin bir “terroir” (toprak) karakteri kazandırır.

Epazote Otunun Biyokimyası ve Sindirim Mühendisliği

Meksika mutfağını derinlemesine anlamak, kullanılan baharatların sadece lezzet için değil, aynı zamanda sindirim sistemi için stratejik olarak seçildiğini kavramaktan geçer. “Flor de Calabaza”, peynir veya mısırla birleştiğinde mükemmel bir lezzet sunsa da, Aztekler bu bileşime “Epazote” (Dysphania ambrosioides) otunu boşuna eklememişlerdir. Epazote’nin içinde yüksek oranda “askaridol” (ascaridole) adı verilen uçucu bir yağ bulunur. Bu bileşik, mide ve bağırsaklardaki sindirimi olağanüstü derecede rahatlatır; özellikle fasulye ve peynir ağırlıklı yemeklerde gaz oluşumunu engeller. Ege mutfağında kabak çiçeği dolmasına veya taze baklaya sindirimi rahatlatması için “dereotu” eklenmesiyle, Meksika’da quesadilla’ya “epazote” eklenmesi biyokimyasal olarak birebir aynı mutfak mühendisliğidir. Çiçeğin narinliği, otun bu vahşi ve şifalı gücüyle dengelenir.

Dokunun Korunması: Isı Yönetimi ve Hücre Duvarı Direnci

Bir kabak çiçeğini pişirirken yapılan en büyük hata, bitkinin hücre duvarı yapısını (pektin ve selüloz) yanlış hesaplamaktır. Kabak çiçeğinin %90’ından fazlası sudur. Eğer bu çiçeği Meksika usulü sotelemek veya çorbaya katmak isterseniz, yüksek ısıya maruz bırakma sürenizi saniyelerle kısıtlamanız gerekir. Isı, bitkinin hücre çeperlerini hızla zayıflatır ve içindeki suyu dışarı salmasına neden olur. Çiçeği uzun süre kaynatırsanız, o ipeksi ve hafif diri doku kaybolur, geriye sümüksü (slimy) bir yapı kalır. Bu yüzden Meksikalı şefler, Flor de Calabaza’yı çorbalara en son anda, ateşten alınmasına saniyeler kala atarlar veya comal (sac) üzerinde sadece peynirin erime ısısıyla yetinirler. Bu kısa süreli ısıl işlem (blanching/quick sauté), çiçeğin doğal sarı/turuncu pigmentlerinin (karotenoidlerin) parlaklığını kaybetmeden tabağa yansımasını sağlar.

Fethiye’den Oaxaca’ya Uzanan Mayıs Köprüsü

MiaBurrito olarak, “İki Mutfak, Tek Çatı” felsefesini sadece acı soslarda veya ağır etlerde aramıyoruz. Biz, doğanın uyanışını, sabahın 5’inde tarlaya giren Ege çiftçisi ile Meksika’daki Oaxaca köylüsünün aynı narin çiçeğe duyduğu o ortak saygıda buluyoruz. Gastronomi, coğrafyalar değişse de malzemeye gösterilen hürmetin asla değişmediği evrensel bir dildir. Zeytinyağı ile pişen bir Ege dolmasının o sabırlı ve bilge duruşuyla, eriyen Oaxaca peyniri ve epazote otuyla sac üzerinde mühürlenen bir quesadilla’nın ateşi, aynı bahar güneşinin altında filizlenir. Bir dahaki sefere Mayıs ayında manav tezgahında o sapsarı, narin çiçekleri gördüğünüzde, onlara sadece bir meze değil; iki farklı dünyanın, bilimin ve mevsimin ortak mucizesi olarak bakın.

post comments